Erişilebilirlik roundtable'ında en çok konuşulan cümle bir istatistik değildi. "Şikayet gelmiyor" cümlesiydi — ve neden gelmediğiydi.
Brick Institute'un ilk Erişilebilirlik Roundtable'ını yaptık. Masada ürün yöneticileri, tasarımcılar, geliştiriciler ve erişilebilirlik uzmanları vardı. Oturumun sonunda net olan şey şuydu: odadaki kimseyi ikna etmeye gerek yoktu. Herkes erişilebilirliğin önemli olduğunu zaten düşünüyordu. Buna rağmen çoğunun ürününde iş yürümüyordu.
Yani problem empati problemi değil. Anketin ilk sorusu da bunu doğruluyordu: "erişilebilirlik senin için ne?" sorusuna 34 kişiden 20'si kullanıcı deneyimi dedi. Yasal sorumluluk diyen 7, sosyal sorumluluk diyen 3 kişiydi. Yani odadaki çoğunluk konuyu bir uyum yükümlülüğü olarak değil, işin kendisi olarak görüyor.
Buna rağmen aynı ankette kurumunda erişilebilirliğin kurumsal bir stratejiye bağlandığını söyleyen sadece 7 kişi vardı. 18 kişi "belirli projelerde" dedi, 7 kişi "henüz başlamadık". Doğru düşünmekle düzenli yapmak arasındaki mesafe tam olarak burada duruyor.
BaşlangıçSessizlik memnuniyet değil
Turkish Technology'de Accessibility Team Leader olan Engin Yılmaz, oturumun çerçevesini tek cümlede kurdu:
Çoğu zaman erişilebilir olmadığı için kullanıcılar şikayet etmiyor. Basitçe o ürünü kullanmıyor.
— Engin Yılmaz, Turkish Technology · Accessibility Team LeaderGörmeyen kullanıcıların çoğu bir ürünü denemeye cesaret bile etmiyor. Denemeyince sorun görünmüyor. Görünmeyince de kimse şikayet etmiyor — üstelik şikayet mekanizmasının kendisi de çoğu zaman erişilebilir değil. Sessizlik memnuniyet değil, verinin hiç oluşmaması.
Bu döngünün kırılmadığı yerde ürün her sürümde biraz daha erişilemez hale geliyor ve kimse fark etmiyor. Backlog'a hiç girmeyen bir problem, backlog'da en alttaki problemden daha tehlikeli — çünkü en alttaki en azından sayılıyor.
Döngüyü kırmanın tek yolu, veriyi kullanıcıdan beklemeyi bırakmak. Şikayet gelene kadar beklersen hiç gelmeyecek.
ÇerçeveÜç koşul aynı anda sağlanmalı
Oturumda erişilebilirliği üç başlıkta konuştuk. Üçü bir sürecin adımları değil; aynı anda sağlanması gereken koşullar. Biri eksikse diğer ikisi telafi etmiyor.
Tutarlılık
Erişilebilirliğin her sürümde süreceğinden emin olamayan kullanıcı ürünü riskli görüyor.
Destek kararı sende
"Ne zaman, kimden, ne kadar destek alacağımı belirleme özgürlüğü."
Karşılığı olan emek
Kullanıcı zaman ayırdığında karşılığında anlamlı bir deneyim bekliyor.
Bağımsızlık maddesi özellikle yanlış anlaşılıyor. Erişilebilirlik "hiç yardım almamak" demek değil; yardımın koşullarını kullanıcının belirlemesi demek. Bir akışı tamamlamak için her seferinde birini aramak zorunda kalmak, ürünün çalıştığı anlamına gelmiyor.
Veri34 kişilik anket ne söyledi
Oturum öncesinde katılımcılara birkaç soru sorduk. Cevaplar, odadaki iyi niyetle sahadaki durum arasındaki farkı gösteriyor.
Üç sayı yan yana konunca tablo netleşiyor. Sorumluluğun kimde olduğunu 11 kişi "belirsiz" diye işaretlemiş. Önceliklendirmenin önündeki engel olarak ölçüm eksikliğini gösteren 16 kişi var. Ve sürece gömülü bir kontrol mekanizması olduğunu söyleyen yalnızca 8 kişi.
Sürdürülebilirlik sorusunun cevabı en çok düşündüren oldu: iş çoğunlukla bireysel inisiyatife kalıyor. Yani ekipte konuyu dert edinen bir kişi var, o kişi işi taşıyor. O kişi ayrıldığında ürün sessizce bozuluyor.
Erişilebilirlik bir ikna problemi değil, sahiplik ve ölçüm problemi.
Yanılgılarİki yaygın yanılgı
Oturumda en çok itiraz gelen iki alışkanlık vardı. İkisi de iyi niyetli, ikisi de yanlış yerde emek harcatıyor.
Yaygın yanılgı
- Her görsele alt text yazmak
- Ekrana "erişilebilirlik modu" düğmesi koymak
- Tek seferlik denetim raporu almak
Asıl mesele
- Akışın baştan sona tamamlanabilmesi
- Definition of Done'da kabul koşulu
- Sürece gömülü kontrol mekanizması
Alt text önemsiz değil — ama tek başına yeterli değil. Bütün görselleri etiketlenmiş, buna karşılık ödeme adımı ekran okuyucuda kırılan bir ürün erişilebilir değil. Alt text ölçmesi kolay olduğu için cazip: sayabiliyorsun, rapora yazabiliyorsun, bitirdiğini hissediyorsun. Akışın tamamlanabilirliğini ölçmek zor, o yüzden atlanıyor.
Ayrı bir "erişilebilirlik modu" ise sorunu çözmek yerine ikinci bir ürün yaratıyor. İki ürünü aynı özenle sürdürecek kaynağın yoksa — ki genelde yok — bakımsız kalan hep o ikincisi oluyor. Kullanıcıyı ana üründen çıkarıp yan kapıya yönlendirmek, oturumda konuştuğumuz bağımsızlık ilkesine de aykırı.
AksiyonOturumdan çıkan altı somut hamle
Katılımcıların paylaştığı, kendi ekiplerinde işe yaramış müdahaleler şunlardı:
- Definition of Done'a ekle. Erişilebilirlik kriterlerini, tanımlı gereksinimler gibi kabul koşulu haline getir.
- Tasarım sisteminde teknik kontak belirle. Ayrı bir accessibility engineer olmasa bile konuyu bilen bir developer.
- Developer'ı kullanıcıyla buluştur. Sorunların yaklaşık %90'ı iki saatlik bir toplantıda çözülüyor.
- Hukuku kurumsal görüşmelere dahil et. Yasal gerekçe, kurumsal ikna için en etkili yol.
- Teknik şartnameye madde koy. Dışarıdan hizmet alırken erişilebilirlik koşullarını yaz.
- Sürüm notlarında duyur. İyileştirmeyi, engelli kullanıcıların görebileceği şekilde açıkla.
Altısı eşit maliyette değil. Etki ve efor eksenine oturttuğumuzda bir tanesi belirgin biçimde öne çıkıyor: developer'ı kullanıcıyla buluşturmak. Ucuz olmasının sebebi de basit — erişilebilirlik hatalarının çoğu bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor, kötü niyetten değil. Bir geliştirici ekran okuyucunun kendi yazdığı formda nasıl takıldığını bir kez izlediğinde, o dersi bir daha unutmuyor. Anketteki "bilgi eksikliği" cevabının 17 kişiden gelmesi de bunu destekliyor.
"İki saatte %90" rakamı oturumdaki bir aktarım, kontrollü bir ölçüm değil. Kendi ekibinde bu oranı tutturamayabilirsin. Yine de sıralamayı değiştirmiyor: bir developer'ın ekran okuyucu kullanan biriyle aynı masaya oturması, elindeki en ucuz müdahale.
Bir kişinin ısrarına kalmasın
Oturumdan çıkan asıl sonuç şu: erişilebilirlik bir ikna kampanyasıyla değil, bir kabul kriteriyle çözülüyor. İkna zaten var. Eksik olan, o ikna ortadan kalktığında da ayakta kalacak yapı.
Bunun testi basit. Ekibinde erişilebilirliği en çok dert eden kişi yarın ayrılsa, ürün altı ay sonra hâlâ erişilebilir olur muydu? Cevap "bilmiyorum" ise problem tanımı, ölçümü veya sahipliği eksik demektir — üçü de bir sonraki sprintte kapatılabilecek şeyler.
Roundtable serisini sürdürüyoruz. Bir sonraki oturumda ölçüm tarafına gireceğiz: erişilebilirliği neyle ölçtüğünü ve o ölçümü sürece nasıl gömdüğünü konuşacağız. 🧱



