Yatırımı aldıklarında ekibi büyütmediler. Yirmi iki kişiden on kişiye indiler, içeriye otuzdan fazla agent koydular ve şirket beş kat büyüdü.
Alive Podcast'in ikinci bölümünde konuğumuz Fatih Durmaz'dı. Kodgem Teknoloji'nin kurucusu ve CEO'su; Kapadokya merkezli, yapay zeka modelli giyilebilir sağlık teknolojileri geliştiren bir şirket yönetiyor. Ürünleri Straight Plus, sırta takılan bir postür cihazı: içinde CNN ve LSTM ile geliştirilmiş, yüz seksen milyon saatlik veriyle beslenmiş, cihazın üzerinde çalışan bir model var. Yetmişten fazla ülkeye ihracat yapıyorlar, elli binin üzerinde kullanıcıya hizmet veriyorlar.
Ama bu bölümde ürünün içindeki yapay zekayı konuşmadık. Şirketin kendisini konuştuk: bir işletmeyi gerçekten agent'lara devretmek neye benziyor?
Sohbet boyunca birkaç kez durup "bir dakika" dediğimiz yerler oldu. Çünkü anlatılan şey bir otomasyon listesi değildi, bir organizasyon şemasıydı. Aşağısı o sohbetin bizde bıraktığı yer.
Yatırımı ekibe değil, agent'lara harcadılar
Kırılma noktası şu: dört yüz elli bin dolarlık bir tur kapattıklarında şirket büyüyordu ve klasik hamle belliydi, ekibi genişletmek. Yapmadılar.
Kapadokya'da olmalarının bunda payı var. Birlikte çalışmak istedikleri insanların çoğu İstanbul'da, İzmir'de ya da yurt dışında; onları oraya taşımak zor. Yani "ekip büyütmek" onlar için zaten pahalı ve yavaş bir seçenekti. Parayı insana değil, içerideki agentic yapıya yatırdılar.
Bugün şirkette on kişi var. Altısı agent geliştiriyor ve kullanıyor, dördü sadece kullanıyor. Ama kullananlar da eğitiyor: her gün agent'a yazdıkları düzeltme sistemin bir parçası oluyor. İçeride agent kullanmayan kimse yok. Bir kısım arkadaşlarıyla bu yüzden yolları ayrılmış. Fatih bunu saklamadan anlatıyor, karara saygı duyduğunu söylüyor, ama sonucu net.
Yapay zekayı bir tool gibi düşünme. Onu bir kişi konumuna koyarsan artık öyle davranmaya başlarsın.
— Fatih Durmaz, Kodgem Teknoloji kurucusuBu cümle bütün sistemin anahtarı. "Araç" diye düşündüğünde bir arayüz tasarlıyorsun, panel kuruyorsun, düğme koyuyorsun. "Kişi" diye düşündüğünde ise iş veriyor, bir kanal açıyor ve sonucu soruyorsun.
Bir siparişin izini sürmek
Somut bir örnek istediğimizde Fatih etiket yazıcısından başladı, bilerek: kimsenin agent örneği olarak beklemediği bir şey. Ofiste etiket basan yazıcılar var. Eskiden format Figma'da hazırlanıyor, PDF olarak export ediliyor, yazıcıya gönderiliyordu. Şimdi kimse Command+P'ye basmıyor. Slack'e bir link atılıyor: "Bu linkteki görseli A4 bas." Agent görseli indiriyor, yazıcının ayarlarına oturtuyor, çıktıyı alıyor. Renkli mi siyah beyaz mı belirtilmediyse Slack'ten geri soruyor.
Asıl mesele o yazıcının tek başına durmaması. Bir sipariş düştüğü anda zincir kendi kendine işliyor.
Bu zincirde insanın değdiği iki nokta var: etiketi kutuya yapıştıran üretim ekibi ve gelen teklif bir öncekinden pahalıysa Slack'ten onay veren kişi. Geri kalanı agent'lar arasında devir teslim.
Üretim tarafında da aynı mantık işliyor. Ekip Slack'e "bugün yirmi kolye ürettim" diye yazıyor; o kolyede kullanılan klipsler, mıknatıslar ve silikonlar stoktan otomatik düşülüyor. Stok kritik seviyeye indiğinde tedarik agent'ı tedarikçiye teklif e-postası atıyor.
Bir gün ofise kimsenin sipariş vermediği bir kargo gelmiş. İçinden üretimde kullandıkları silikon tüpler çıkmış. Stok agent'ı son dönemdeki sipariş artışına bakıp stoğun beklenenden erken biteceğini öngörmüş ve tedariki bir hafta öne çekmiş. Kimsenin haberi yokmuş. Fatih bunu anlatırken "önce garibimize gitti, sonra hoşumuza gitti" diyor.
Bir agent nasıl kuruluyor
Bölümün bizim için en öğretici kısmı buydu, çünkü Fatih adım adım anlattı. Üç katman var ve hiçbirinde özel bir altyapı yok.
Cowork'te anlat
İşi bir kişiye anlatır gibi tarif ediyorsun; öğrendiği kurallar MD dosyasına yazılıyor.
Claude Code ile makineye in
Code oturumu terminale erişip yazıcıyı ağda buluyor, deneme baskısıyla ölçüyü düzeltiyor.
CLI'ı Slack'e bağla
CLI katmanı Slack kanalına bağlanıyor; artık isteyen herkes yazarak kullanıyor.
Kodu Cowork tarafında yazdırmalarının bir gerekçesi var: alt agent'ları kullanıp kodu kendi tarafında çalıştırabildiği için hata payı düşüyor. Code ise makinenin kendisine iniyor, terminale erişiyor. İkisi de bir Mac Mini'nin üzerinde çalışıyor; ofiste yedi sekiz tane var ve sunucu yerine bunları tercih ediyorlar, çünkü daha ucuz ve elin altında.
En sevdiğimiz detay şu: agent Slack'e bağlandıktan sonra geliştirme de Slack'ten devam ediyor. Yeni bir etiket türü geldiğinde kimse Code'u açmıyor; CLI katmanı altta yeni bir oturum açıp aynı işi yapıyor ve öğrendiğini yine kendi dosyasına yazıyor.
Arayüz yok
Kodgem'de içeride yönetilen sistemlerin neredeyse hiçbirinin arayüzü yok. Panel yok, dashboard yok. Gerekçe basit: Slack zaten ekibin gün içinde birbirine iş yaptırdığı yer. Yeni bir yüzey öğretmek yerine var olanı kullanıyorlar. Agent'lar da birbirleriyle aynı ağdaki tetikleyiciler üzerinden konuşuyor; dışarıdan gelen bir iş varsa onun için açılmış bir Slack kanalında birbirlerine yazıyorlar.
Muhasebe tarafı da aynı yerde duruyor. Paraşüt'ün arayüzünü kullanmıyorlar; API'siyle fatura kesen bir agent geliştirmişler. Bilgileri yazıyorsun, önizlemeyi görüyorsun, onaylıyorsun. API'si olmayan sistemler için, örneğin Rusya'ya çalıştıkları eski bir kargo sistemi için, tarayıcıdan giren bir agent kuruyorlar: giriş akışını kendilerinin yaptığı gibi tarif edip cron job'a bağlıyorlar.
Para nereye gidiyor
Maliyet tarafında iki karar var ve ikisi de sezgiye aykırı.
Birincisi, en pahalı modeli zorunlu tutuyorlar. Gerekçe, bir kişinin aylık maliyetinin yanında modeller arasındaki farkın küçük kalması; düşük modelle uğraşmak aynı işi birkaç kez prompt yazdırarak yaptırmak demek.
İkincisi, iç operasyonda API kullanmıyorlar. Sistemleri kendi abonelik hesaplarına bağlıyorlar; API anahtarları sadece ürünün içindeki, kesintiye uğramaması gereken katmanda kullanılıyor. Verdikleri oran çarpıcı: API ile yirmi dolara çıkan bir iş, abonelik üzerinden üç dört dolara iniyor.
| Katman | Nasıl bağlı | Model tercihi |
|---|---|---|
| İç operasyon agent'ları | Abonelik hesapları; altı yedi ayrı Max hesabı | En üst model. Kota bitince bir sonraki hesaba geçiliyor |
| Ürün içindeki chatbot | API anahtarı | Basit cevapta hızlı ve ucuz model, analiz gerektiren işte üst model |
Ay sonunda toplam iki ila dört bin dolar arasında bir rakam çıkıyor. Kıyas noktası olarak: aynı operasyonu insanla yürütmek için en az kırk sekiz kişi olmaları gerektiğini hesaplamışlar. On kişiler.
Çözemedikleri yer
Her şeyin agent'a döndüğü bir şirkette bir istisna sorduk. Cevap gecikmedi: satış.
Devrettikleri
- Müşteri desteği: mail, DM ve telefon, müşterinin kendi dilinde
- Sipariş, etiket, kargo, stok ve tedarik zinciri
- Fatura kesimi ve teknopark evrak süreçleri
- Reklam açma kapama ve pazar yeri yorumları
Hala insanın yaptığı
- Distribütör görüşmeleri
- B2B satış ve pazarlık masası
- İlişkiye dayanan her doğrudan temas
- Sistemin kendisini kurma ve düzeltme kararları
Bir cümleyi iki kez sorduk, çünkü ilk duyduğumuzda emin olamadık: içeride yazılımcı kalmamış. Cihazın içindeki embedded kod, iOS ve Android uygulamaları, backend, sunucu ayarları ve frontend, hepsi son bir buçuk yılda yeniden yazılmış. Fatih'in kendisi dışında yazılım tarafında kimse yok. Yeni özellikler Slack'ten geliyor, TestFlight'a düşüyor, "bu olmamış" deyip geri gönderiyor.
Bu yazıdaki her rakam tek bir kaynaktan geliyor: şirketin kendi beyanı. Beş kat büyüme, kırk sekiz kişilik kıyas ve maliyet aralıkları bağımsız olarak doğrulanmadı. Sistemin dayanıklılığı da açık bir soru: Teknopark'ta çıkan bir yangın yüzünden elektrikler birkaç saat kesildiğinde ekip problemleri çözmekle değil, Mac Mini'leri jeneratöre bağlamakla uğraşmış. Kredi kartı tarafını Fatih'in kendisi "bu doğru bir şey değil, biz risk alıyoruz" diyerek anlatıyor: agent'ın kullandığı sanal kartın üst sınırı var, ama harcama kararı onun.
Bizim çıkarımımız
Bu sohbete "agent'lar gerçekten işe yarıyor mu" diye girmiştik. Çıkarken sorduğumuz şey değişmişti: hangi işi bir kişiye devreder gibi devredebiliyorsun?
Fark teknik değil. Kodgem'in yaptığı şeylerin çoğunda özel bir model ya da özel bir altyapı yok; birkaç Mac Mini, abonelik hesapları, Slack ve iyi yazılmış beceri dosyaları var. Fark bakış açısında: bir işi otomatikleştirmeyi değil, birine devretmeyi düşünmek. Fatih'in "bir agent mutlaka bir sonuç üretmeli, ortada kalıyorsa anlamı yok" demesi tam olarak bu.
Otomasyon bir adımı hızlandırır. Devretmek sonucu da üstlenir.
Bir uyarı da onun kendisinden geldi: yapabiliyor olmak için yapmak. Her şeye agent kurulabileceğini fark ettikten sonra odağı kaybettikleri bir dönem olmuş. Bunu söylemesi bizim için hikayenin en güvenilir yeriydi.
Bu hafta bir şey deneyeceksen yeni bir araç arama. Ekipte birinin on beş dakikasını yiyen tek bir işi seç: bir dosyayı bulmak, bir çıktıyı almak, bir tabloya girdi yazmak. Sonra onu bir kişiye devrediyormuş gibi anlat. Girdisi ne, çıktısı ne, karar noktasında kime soracak. Kodgem'de birçok şey, bir sözleşmeyi on beş dakika arayan birinin "tamam, bunu agent'a dönüştürelim" demesiyle başlamış.
Sana sorumuz şu: kendi ekibinde bir işi devretmenin önündeki engel gerçekten teknik mi, yoksa o işi bugüne kadar hiç kimseye devretmemiş olman mı? Bu bölümde bizi asıl durduran rakamlar değildi; her işe "bu devredilebilir mi" diye bakma alışkanlığıydı. 🧱



